Ebedi Gençlik Yolunda...
Ben Bir GENÇ Gönüllüsüyüm
 

 

GENÇ Gönüllülüğü bir kalemin ya da bir şahsın beyanları ile tarif edilebilir mi?

 

Emin değilim.

 

O, her şeyden önce bir hissediştir, bir aidiyet şuurudur, bir heyecandır.

 

Heyecan ve his kaleme kolay gelmez ki!

 

Her ifade ancak sahibinin kabı ölçüsündedir; dolayısıyla GENÇ Gönüllüler kadar GENÇ Gönüllülüğü tarifi olduğu söylenebilir.

 

Tarifler GENÇ Gönüllüler kadar çeşitli, zengin ve pırıltılıdır, yine onlar kadar sıcak, samimi ve içtendir.

 

Ne var ki bütün ifade ve tariflerde GENÇ Gönüllüğü ortak kılan, herkese malum olmayan, sadece gönlü ile bakanlara has bir keyfiyet de vardır.

 

Bu keyfiyet bizi bilemediğimiz bir zamanda bir araya getiren keyfiyettir.

 

Bu keyfiyet, bu kadar insan içerisinde senden bende, benden senden bir şeyler ortak eden keyfiyettir.

 

Bu satırların yazarı, burada kırık dökük söyleyeceklerinin GENÇ Gönüllülüğe ait o keyfiyetten bir şeyler olacağını umuyor.

 

Çünkü o da bir GENÇ Gönüllüsüdür; penceresi ne kadar dar olsa da GENÇ Gönüllülere ait o şeyi, o müşterek hissi yaşıyor.

Çünkü GENÇ Gönüllüleri ile orada buluştuğunu, daha da önemlisi yüreğinin, onlarla beraber orada attığını biliyor.


GENÇ Gönüllüsü Olmak Ne Demektir?

 
GENÇ Gönüllülük en basit tarifi ile “dertli” olmaktır.

Ya dert nedir?

Dert adam olmak ve adam bulmaktır.

Adam olmak için kendimizin dışına taşmamız gerekiyor, çünkü insan kendisini ancak, kendisinin dışına çıkabildiğinde tanıyor.

İnsan kendisinin dışına ise ancak kendi öz derdini aşabildiği ölçüde taşabiliyor.

Ne zaman başkalarının dertleriyle dertlenebiliyoruz, o zaman bir aynanın önünde seyretmeye başlıyoruz kendimizi.

Seyretmek mi sadece?

Elimizde bir çekiç, kendi özümüzü yontan, onu bir abide haline dönüştüren bir heykeltıraşa dönüşüyoruz.

Her çekiç darbesinde bir güzelliğimiz çıkıyor.

Her çekiç darbesinde bir eksiğimiz budanıyor.

Ne kadar insan olduğumuz, ne kadar kendimizi aşabildiğimize bağlı.

Ne kadar insan olduğumuz ne kadar başkaları için yaşadığımıza bağlı.

Ne kadar insan olduğumuz ne kadar aşkın ve fedakâr olduğumuza bağlı.

GENÇ Gönüllülük kendini aşma, başkaları için yaşama ve aşkınlığa erme çabasıdır.

GENÇ Gönüllülük son nefese kadar devam edecek “adam olma” derdidir.

GENÇ Gönüllülük sancı ile başlar, çağrı ile devam eder ve aşı ile kemale erer.
 

DERT SANCISI

Önce bir sancı düşer. Bu, dünyada neden var olduğumuza, bu kadar insan içerisinde neden +1 olarak yaratıldığımıza dair bir sancıdır. Sadece Rabbimizin bildiği o murada ermek ve bu muratla yolu çizmek gerekir. Çünkü bu yol iki dünyada kurtuluşa erdirecek yegane yoldur. Bu sancı ile bakmaya başlandığında etrafa, görülür ki yol da çoktur, yolcu da… Belki etrafta yolcular kadar yol vardır ama muradı bulma sancısı müşterektir. Fark şudur ki kimisi sancının gösterdiği yoldan gider, kimisi onu yok farz eder, kimisi de onu sahte sancılara feda eder. Biz, sancısının götürdüğü yoldan gidenlere katıldık. O yolda gidenlere yoldaş olduk. Sancımızı yol ettik, derdimiz dermanımızdır diyerek derdimizin götürdüğü yola düştük.

İlk adım buydu; derdimiz sancı oldu, yola düşürdü.

DERT ÇAĞRISI

Sonra bir çağrı geldi kulağımıza. Bu, ezel kadar eski, ebed kadar yeni bir çağrıydı. Daha bedenlerimiz yaratılmamışken kulağımıza çalınmış bir sözdü. Kulağımız bir ses işitmiş, gözümüz bir görülecek görmüştü. Neyi duysak o sesi arıyorduk. Neye baksak onu görmeyi umuyorduk. Ne ki bu dünyadaydık, işittiğimiz de, gördüğümüz de O olmayacaktı. Bu sefer O’ndan bir iz aradık. O’nu hatırlatan, O’nu anlatan, O’ndan haber veren her şeyi O’ymuş gibi sevdik, tesellimiz bu oldu. 1400 sene öncesinden çağıldayıp gelen çağrıya o yüzden sevdalandık. O çağrıyla kendimize geldik, o çağrıyla bizi biz yapan manayı bulduk, o çağrıyla insan olduk, aşka geldik, yola geldik.

İkinci adım buydu; derdimiz çağrı oldu, yolu sevdirdi.

DERT AŞISI

Nihayet işin bir “aşı” işi olduğunu anladık. Tıpkı kendimize vurulmuş aşıyı fark ettiğimiz gibi... Nerede, ne zaman ve nasıl bir dert aşısına maruz kaldık, hiç bilemedik; bir nazar mıydı, bir dua, bir gözyaşı, bir ah mıydı alıp bizi dertlere sevk eden, çözemedik. Tek çözdüğümüz bahşedilene şükretmemiz gerektiğiydi. Dertliydik, buradan bakıp, buradan konuşup, buradan yazacaktık. Böyle yaptıkça dert saçacak, nazarımızın değdiği, sözümüzün indiği ve özümüzün düştüğü yere dert aşısı yapacaktık. Bizim her işimiz bu esas işimizin bir vesilesi olacaktı. Öyle oldu, öyle oluyor, öyle olacak… Biz yardımı da bunun için dağıttık, şöleni de bunun için yaptık, gezi ve buluşmaları da bunun için düzenledik, dergiyi de bunun için çıkarttık; dert yüklüydük, buluştuğumuza dert yükledik.

Üçüncü adım buydu; derdimiz aşı oldu, yola getirdi.
 

Biz GENÇ Gönüllüsüyüz.

Dertliyiz ve derdimizi seviyoruz.

Bilemediğimiz bir zamanda kulağımızı mest etmiş derdimizin şarkısı şimdi içimizin sızısıdır.

Kalbimiz bu sızıyla hayata tutunmuştur.

Bitmemek, geri kalmamak, yorulmamak için derdimize, onun sancısına, çağrısına ve aşısına muhtacız.

Biz ona su gibi, hava gibi muhtacız.

İnsan olmanın gerçek anlamını kavramak ancak derdimize sahip çıkmakla mümkün.

Bunu bilip, bunu söylüyoruz.

Derdimiz, hissettiğimizde kalp atışlarımızı hızlandıran şarkımızdır bizim.

GENÇ olduğumuzun ve GENÇ kaldığımızın ispatı, dert yüklü şarkımıza sadakatimizdedir.

 
   
İşte Kütahya`nın Genç Gönüllüleri
Genç Gönüllüler 21. Buluşmasını bu kez Kütahya`da gerçekleştirdi. Bizim olmadığımız yerde, hiç kimse yoktur..
Gönüllü Rehberler Aranıyor!
Bölüm Rehberliği Projesinde Gönüllü Rehberler Aranıyor!
 
 
   
   
 
 
Genç Gönüllüyüz Biz
Genç Twit
Genç Facebook
 
 
 
Genç Gönüllüler